Hayatın içinde istisnasız her insan kendine özgü sorunlar ile uğraşır durur. Bir insanın sorunu diğer insan için çok önemsiz olabilir. Ancak sorun, onu yaşayan için daima belli bir gerginlik ve mutsuzluk yaratır. İnsan ne zaman var olan bir sorunu çözse, hemen ardından başka bir sorunla yüz yüze gelir. Genellikle ufak tefek sorunlar insanların zihinlerini çok meşgul etmezler. Ancak sorun, kişi açısından büyük ve zor olarak algılanıyorsa, zihni ve doğal olarak neredeyse tüm duygusal tepkileri de o soruna göre şekillenir.

İnsanlar karşılaştıkları sorunlarda dikkatlerini var olan sorunda tutarlar ve böyle yaparak onu çözebileceklerine inanırlar. Oysa var olan sorunu ne kadar çok düşünürse, kişi çözümden o kadar uzaklaşır. Karşılaşılan her sorunda esas yapılması gereken onu ortadan kaldıracak çözümlere odaklanmaktır. Bunu başarabildiğinde kişi var olan sorunun üstüne çıkar ve böylece bakış açısı değişikliği ile mevcut soruna dair çözümler bulmaya daha çok yaklaşır. Aslında bu durumu bir örnek ile daha iyi açıklayabiliriz. Var olan bir sorunla karşılaştığınızda siz tam olarak o sorun ile aynı hizadasınızdır. Bu bir evin bahçe katından, önünüzde uzanan bahçeye bakmanıza benzer. Binanın üçüncü katına çıktığınızda, o gördüğünüz bahçenin birçok farklı açısını da görmeye başlarsınız, çünkü artık o bahçeye daha hakim bir konumda olursunuz. Albert Einstein’ın dediği gibi “Hiçbir problem onu yaratan bilinç düzeyinden çözülemez.” Dolayısıyla var olan sorunun çözümü için farklı bir bilinç düzeyinde olunması gerekir. Bu farklı bilinç düzeyi, aslında dikkatimizi yönelttiğimiz çözüm odaklı bir hal olarak ifade edilebilir. Böylece insan dikkatini sorun olmaktan çözüm bulmaya çevirdiğinde çözüm için ilk ve sağlam olan o adımı atmış olur.

Çözüm odaklı bir bakış açısı kazanmak için Tüm Sorunları Çözmek – Psikoloji Okuryazarlığı çalışmamızı inceleyebilirsiniz.

Mustafa Orhan Gökpınar

Bluesophos Yetişkin Atölyeleri